29 Nisan 2012 Pazar

Jang Geun Suk'a Nazar Değdi!


Jang Geun Suk haberleri yapmadan zaman geçmez geçemez biliyorum. Sevgili Sürmelim sete giderken bir trafik kazası geçirmiş. 

Aracın ön sağ kısmını bariyerlere sürtünce endişeli bakışlar üzerine biriken JGS twitter'dan sevgili EELSlerine sürekli bilgi vererek endişelenmemeleri istedi. 


Arabayı menajerinin kullandığını hatırlatalım :D

Hatta şebek hallerinden bir fotoğraf seçerek "Eğer yemezsem açlıktan ölebilirim" bilgisi geçerek durumun hafifliğini yansıtmaya çalıştı. 

Kaza sonrası hemen sete dönüp çalışmalarına devam etti sürmeli kuzum (:

Geçmiş olsun kuzuuu (: Kurşun döktürelim mi ne yapalım yahu :D  Japon ellerinde takıldığından mı oldu, Kore milliyetçiliğinden mi bilemedim ama ben sana kıyamam ki!


Konu hakkında sürekli güncel bilgi verip gönülleri rahatlatan turkisheels grubuna teşekkürler (: 



OH YOON JOO

28 Nisan 2012 Cumartesi

Jang Geun Suk'a Ne Oldu???

Amanın bu yakışıklı çocuk ne yedi ne içti de bu hallere geldi? Çok güzel yahu diye reklam yapan insanların toptan nazarı mı değdi :P 


Artık albüm çıkarma zamanı geldiğini düşünen sevgili sürmelim Sukkie klip çekimlerini tamamlamış, bu da klipten bir kare (:
Çok daha güzel şarkılar dinlemeye alışık olduğum Sukkie biraz sönük bir parça mı seçmiş yoksa ben mi uygun modda değilim bilemedim.




Siz ne düşünüyorsunuz?

Neyse sabredip devamınıda görelim :D Eğlenceli klipler izleyeceğimize eminim. Ayrıca Sukkie'nin aşağıda ki fotoğrafları da çok mu güzel ne? Eldeki malzeme güzel olunca diye başlardı eminim ki Sukkie :D Adam haklı (:

OH YOON JOO

26 Nisan 2012 Perşembe

BiRAZ FANTASTiK-BiRAZ MiSTiK-üÇüNCü GöZü AÇAN SMYRNA SEFERi

Bigbang Türkiye'ye geldi ve Maceraları devam ediyor. Önceki Bölümlerde...
1. Bölüm (Nazlı) - 2. Bölüm  (Selin) - 3. Bölüm (Seda) - 4. Bölüm (Dijjle) -
5. Bölüm (Berna) - 6. Bölüm (Elif) - 7. Bölüm (Özge) - 8.Bölüm (Lee) - 9.Bölüm (Bahar)


10. bölüm

“…Sabah sahilde uyandığımızda ortalıkta TOP, Yuki ve GD yoktu. Peki bütün bir gece bu sahilde neler olmuştu, bu üç kişi nereye kaybolmuştu. "

 
Yer: Sahil
Tarih: 14.04.2012
Saat:02:02
İksirleri içip, muhabbet ettikten sonra, kimseye bir şey olmadığını görüp, gönül rahatlığıyla kalan şarapları da içtik. En son anlaştığımız üzere, Yuki’nin nöbetini Seda’ya devrettim. Yuki GD’den en uzak köşede Seda’nın kıskacındaydı. TOP, Berna, Özge üçlüsü, Dae ve Gökçenle muhabbet ediyordu. İksirlerin neler yapacağını kestiremediğimiz için Yuki ve Gd yi iki ayrı grupta tutma kararı alıp, Tae, Naz ve Lee üçlüsünü ortaya set olarak çektik.  Gd ise ben, Selin ve Dicle tarafından örülmüş duvarların içindeydi. Ri kızların neden kıskanç olabileceği konusunda espriler yapıp Baharla Elifi resmen kışkırtıyordu.


Yer: Sahil
Tarih: 14.04.2012
Saat:06:06
Ri: Nuna! Mine Nuna! Uyan!
Ri’nin 8.9 şiddetindeki sarsıntılarıyla, sahilde gözlerimi açtım. Aklımdan ilk geçen “burada mı uyuyakaldık, midemizi üşütmesek bari, İzmir turu 17 üye için umumi tuvalet turu olmasın yaaaa” oldu. Ama Ri’nin ifadesinde bir sorun vardı. Bu paniği çözmem çok zaman almadı.


Ri: Bahar Nuna uyanmıyor!

“Nasıl uyanmıyor?” bu anlamsız sorumu Ri de anlamadı doğal olarak. Yanımda ölü gibi uzanan Bahara baktığımda, bir işler karıştırdığını anlamıştım. Madem bu kadar çabalıyor hatun biraz yardım edeyim dedim ;P “Öpersen uyanır” deyip Ri’ye göz kırptım. Cümlemi duyan Baharın gülmemek için kendini zor tuttuğu her halinden belliydi.

Ri “İçtiği iksir buna neden olmuş olabilir mi? Gerçi bana bir şey olmadı.” deyip, çapkın bir gülümsemeyle, “uyuyan güzeli yalnızca bir prensin öpücüğü uyandırır, buradaki tek prens de benim” dedi ve Bahara yöneldi.
Ben henüz diğer gelişmelerden habersiz, “Bahar’a kıyak yapmasına yaptım”, içim rahat diye düşünürken tiz bir çığlıkla yüzümdeki gülümseme bir anda silindi.

Seda: YUKİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİ!!!
Bu çığlığa kayıtsız kalmak mümkün değildi. Bahar yerinden fırladı. Öpücük için ilk denemesini yapmaya çalışan Ri ile kafa kafaya çarpıştılar ve ikisi de geri yere yığıldı. Artık ikisi içinde sihirli öpücük şarttı!
Çığlığın geldiği yöne bakınca, Seda’nın kulaklarından duman çıktığını gördüğüme yemin edebilirdim. Biraz ilerde Tae ve Naz’ın arasına uzanmış olan Lee, kafasını kaldırmadan “Cidi mi dedi Yuki mi?” diye sordu. Bu soruyla kendime geldim.

Yer: Bahar ve Minenin kalacağı bungalow
Tarih:13.04.2012
Saat: 20:20
Seda, Mine, Selin, Dicle odanın zemininde oturmuş toplantıhalinde; Yuki ve Gd olayına çözüm amaçlı beyin fırtınası yapmaktadır.
Selin: Gündüz beni yolmaya kalkmasaydın. Ben bu işi çözmüştüm.
Mine: Tekrar özür dilerim. Ama Yuki’nin masum olduğu konusunda hem fikiriz sanırım. Ona eziyet etmek çok içime sinmedi. En azından o şekilde. Bir an seni Yuki’den ayıramayacağımı düşündüğüm için öyle davrandım :(
Selin: Ben özür dilerim. Aslında Yuki’den dilemeliyim :(
Dicle: Tamam tamam, sevgi kelebeği olmayı bırakın da şu işi halledelim.
Seda: Yuki masum tamam. Ama yine de duruma kayıtsız kalamıyorum. Ben ki Gd ye asılan kimseyi takip etmiyorum. Katlanamıyorum.
Dicle: Tamam dedik ya! Önce sakince düşünelim. Olay ne? Gd, Yuki’ye şarkı yazdı! Allahım bu cümleyi kurunca delirmemek elde değil. TUTMAYIN BENİ GİDİP O ŞARKI SÖZLERİNİ YEDİRİCEM O İKİSİNE!!
Topluca, “İKİSİNE Mİ?” diye atılan çığlık anında, ayağa kalkmaya çalışan Dicle’nin sağ koluna Seda, sol koluna Selin, bacaklarınaysa ben yapışmış olarak duruyorduk. Hamle yapamayacağını anlayan Dicle “tamam tamam” deyip olduğu yere çöktü.
Selin: Peki aklına mantıklı bir şey gelen var mı?
Dicle: TOP de Yukiyle ilgili gibi, değil mi? Bu olayın üzerine gitsek.
Seda: Bu çok tehlikeli, bizim Yukiye yapmadığımızı Özge hepimize aynı anda yapar. Bu sırada Berna onu alkışlarken, Elif olayları kaydedip hepimizi “Özgenin hareminin gülünü pazarlamaya kalkanların hazin sonu” başlığıyla youtube da aleme rezil eder.
Dicle: Tamam bundan vazgeçtim. Başka ne yapabiliriz?
Selin: Birbirlerinden uzak tutmak tek çare gibi. Ama nasıl?
“Tamam dönüşümlü olarak Yukiye yapışmayı teklif ediyorum” dedim. Teklif sonrası sessizlikte, hepimizin başının üzerinde oluşan baloncuk farklı olsa da amaç aynıydı.

Yukiyi kontrol altına alma fikri mantıksız gelmemişti. Hemen plan program işine geçtik. “Sürekli yanında içimizden biri olsun. Bu konuda diğer kızlar bizim kadar kararlı olamaz. Nöbet boyunca tuvalete bile gitmek yok” dediğimde Selin, Dicle ve Seda’nın bakışlarıyla beni onayladığı anlaşılıyordu. “İzmir’de benim başım kalabalık olur, o yüzden ilk ben başlayayım. Sonra Seda, İzmir’de de Dicle ve Selin nöbete geçer” dedim.
Seda: Ama nöbette olana Gd ile ilgili her detay aktarılacak buna söz verin.
Seda’ya istediği sözü verdikten sonra,  kızlar odalarına dönmek üzere kalkarken, elinde çantalarla odaya giren Bahar önce irkildi, sonra küçücük odadaki kişi sayısına bakıp en sevimli haliyle gülümsedi. Baharın yine bir şeyler çevirdiğini anlamıştım. Elindeki çantada her ne varsa saklamaya çalıştığı belliydi.

Yer: Sahil
Tarih: 14.04.2012
Saat:06.19
…Lee: Cidi mi dedi Yuki mi?
Deniz suyunu yüzüne çarparak ayılmaya çalışan Elif, çığlığı duyup, koşarak yanımıza geldi. Ri ve Bahar’ın neden kafalarını tutarak yerde yattıklarını çözmeye debelenirken, Seda’nın çığlığı, kulaklarının dibinde patlayan Cinnet ve Berna ayılmış, ne olduğunu öğrenmeye çalışıyordu. Ama asıl çığlık o anda koptu.
Berna ve Özge: TİİİİİİİİİİİİİİİİOOOOOOOPİİİİİİİİİİİİ!!!!
Bu çığlık ilkinin aksine içimi huzurla doldurdu. Sonuçta Yuki ve TOP nin olmaması, bizim elimizle olmayan olumlu bir gelişmeydi. Etrafımı kolaçan ettiğimde, Selin ve Dicle’nin gece bıraktığım yerde olduğunu gördüm. Ama Gd olması gereken yerde değildi.
Özge ve Berna’nın çığlığına Selin ve Dicle de uyanmıştı. Kalkmakta direnen Lee, Naz ve Tae’ninısrarlarına dayanamayıp ayaklanmıştı. Herkes çığlığın geldiği yöne koşmak için kalktığında, yerde Selin Dicle ve ben oturmuş birbirimize bakıyordu. Kimse Gd’nin nerde olduğunu sormamıştı. Bu soruyu kendimize bile sormaktan kaçındığımız an işte o andı!
İlk çığlığı umursamayan Ri, TOP adını duyduğunda yerinden fırladı. Ama yine olduğu yere çakıldı. Bu kez de Elif’le tokuşmuştu. Çocuk ülkesine sağlam dönerse mucize olacaktı resmen.
Bahar’ı itip Ri’nin başına bakmaya çalışan Elif, aldığı sert kafa darbesiyle sarsıldı. Ama TOP adını duymak onu da tedirgin etmişti. Ri ve Elif koşarak Özgelerin yanına giderken, Ri arkasını döndü ve bize bakarak “Jiyong hyung da yok” dedi. Uyandığında bunu fark edip Bahar’ı kaldırmaya çalışmış başaramayınca bana yönelmiş, ancak asıl söylemesi gerekeni panik ve aldığı darbelerle atlamıştı maknea!!!
Bahar yığıldığı yerden kalkıp, Selin, Dicle ve bana o beklenen soruyu sordu. “Esiriniz nerde?” Tepkisizce Bahar’a bakıyorduk. Bizden hayır gelmeyeceğini anlayan hatun kalkıp, kontrolü ele geçirdi. “Hey oradakiler Gd de yok. Naz, Tae, Berna, siz odaları dolaşın. Geri kalanlarda her yeri arasın. Şu küçücük yerde bir masum fan ve iki idol kaybetmiş olamayız değil mi?” deyip bize döndü “hadi beceriksiz nöbetçiler siz de kendinize gelin, kalkıp arayalım daha uçağa yetişeceğiz, yat bizi bekliyor acele edin” dedi. Komutlara uyarak aranmaya başladık.
Çok geçmeden Lee’nin sesini duyduk. “BULDUM!!! Burada burada” Lee’nin yanına koştuğumuzda Gd’nin yerde baygın yattığını gördük. Baygın olması endişelendirici olsa da Mahşerin dört atlısı olarak yalnız olmasına sevinmediğimizi kimse iddia edemez. Lee Gd yi sarsarak ayıltmaya çalışırken Seda öne fırladı. “AÇILIN! Şişe çevirmece oynarken yakaladığım fırsatı değerlendirememiştim. Şimdi değerlendireceğim. O bir uyuyan güzel sonuçta” dedi. Hepimiz donmuş Sedayı izliyorduk.
Seda eğildi, Gd’nin yüzünü tuttu, tam hamle yaparken Gd gözlerini açtı.
GD “haklısın bu fırsat bir daha ele geçmez, hangi fan bir idole bu kadar yakın olabilir ki!” dedi. Seda o panikle Gd’nin kaldırdığı başını itip kalktı. “ben de şans yok ki zaten, ayıldı” deyip odasına doğru yürümeye başladı.
Berna koşarak yanımıza geldi ve  “sabaha karşı başka bir tekneyle dönmüşler, hava alanında buluşacakmışız” dedi. Özge ve Berna bu durumu pek içlerine sindireceklermiş gibi görünmüyordu. Yuki’nin üzerindeki kara bulutlar dağılmıyordu anlaşılan.

Yer: Havaalanı
Tarih: 14.04.2012
Saat:09.09
Tae, TOP ile konuşup yerlerini belirledi. Hep beraber huzur içinde (!) yanlarına gittiğimiz de Yuki’nin gözlerinin şiştiğini fark etmemek elde değildi. TOP (gizlice), “Gd dörtlüsünün onu orada bırakacaklarını düşünmüş, uyumamış tüm gece, sabah tuvalete giderken bir tekneyle anlaşmaya çalıştığını gördüm. Tanımadığı kişilerle yalnız kalmasın diye ben de geldim” dedi. Özge ve Berna yatışmış gibi görünmüyor, ama bir şey de söylemiyordu. Lee Gd’nin İstanbul gezisinde yaptığı açıklama yüzünden kendini sorumlu hissediyor, ortamdaki gerginliği dağıtmak için şekilden şekle giriyordu.

Yer: Uçak
Tarih: 14.04.2012
Saat:10:10
Herkesin kendi havasında olduğu, uçak muhabbetleri gerçekleşmektedir.
Mine: Bahar iksirlerde bir sorun mu vardı?
Bahar: Aslında ben de merak ediyorum. Sıcak şarap yüzünden olabilir. Alkolle reflekslerin yavaşlaması gibi bir durum belki de. Emin değilim.
Mine: Şarap içmeyenler de vardı gerçi. Sucuklarla mı ilgiliydi acaba? Yine de hala etki etme olasılığı var mıdır sence?
Bahar: Bilmiyorum ki :(
(Aynı Sırada)
Tae: Naz?
Naz: Hı? Yani efendim?
Tae: ….
Naz: Efendim?
Tae: Yok bir şey
Naz:
(Aynı Sırada)
Lee: Dostummmm. Sıkma canını, kızlar işte. Gereksiz kıskançlık yapıyorlar. Eğlencemizi bozmayalım biz.
Gd: Böyle olacağını düşünmemiştim :( Aslında yanlış anlaşıldım. Yuki’nin TOP ‘e bakışlarını gördüm ve sanırım bundan etkilendim. Sözlerin bir kısmını kendi dilimde yazmış olmamdan sanırım anlaşılmadı. Sıradan birinin bir idole olan aşkını anlatmaya çalışmıştım yalnızca. Kendi hislerime yönelik değildi. Ama kızların arasında gereksiz gerginlik oldu. Çok suçlu hissediyorum kendimi :(
Lee (Kahkahayı patlatır): NEEE? Bunu şimdi mi söylüyorsun?
Lee’nin kahkahasına, yalnızca biz değil, tüm yolcular “cık, cık, cık” yapıyordu. Arkamızı döndüğümüzde Lee saatlerdir ondan gözünü alamayan hostesi yanına çağırıp bir şeyler söylüyordu. Hostesten her ne istiyorsa kız pek olumlu yaklaşmamıştı. Herkes birbirine kesin Dae için bir şeyler planlıyordur, bakışı attı. Lee’nin kültür yağmasından Tae, Gd ve Dae nasiplenmemişti henüz. Tae ye kıyamaz, Gd ise çok keyifsizdi. Demek ki Dae’nin başına gelecek vardı.
(Aynı sıradan az biraz sonra)
Tae: Lee bir şeyler çeviriyor, şu gürültüye bak :D Naz?
Naz: Efendim?
Tae:
Naz (sinirli): Efendim Tae?
Tae: Ben hiç aşık olmadım biliyor musun?
Naz: Biliyorum.
Tae (şaşkın): Nasıl biliyorsun.
Naz: sizi takip eden herkes biliyor bunu.
Tae: Anladım. Sen oldun mu?
Naz: … … ııı …. Hmmm…
Tae: Özür dilerim ileri gittim sanırım. Cevap vermene gerek yok.
Naz: Öyle değ-
Tae: Cevap verme lütfen. Biraz müzik dinlemek istiyorum izninle.
Bu konuşmaya kulak misafiri olan Selin ve Seda Tae’nin gol pası sonrası Nazın topu havaya diktiği yönünde yorumlar getiriyordu. Özge “ben olsam şimdiye Ri’nin deyimiyle şilek dudaklarına yapışıp kalmıştım; Tae’de bu lafı dolandırma, Naz’da bu çekingenlik varken bu iş zor” dedi.
Gökçen bu konuşmalar nedeniyle kızarmış, konuşmaları merak eden Dae’ye, ne dediklerini anlatmaya çabalıyor, ama bir türlü söyleyemiyordu. TOP Bernaya Türk filmleri hakkında sorular soruyor, Berna da ona klişeleşmiş bazı replikleri anlamasında yardımcı oluyordu.
Özge Yukiyi bir kenarda sorgulamış, masum olduğuna kanaat getirmişti. Selin ve ben de Yukiden özür diledik. Yuki önemli olmadığını söylese de hala karamsar hava dağılmamıştı.
Uçağın ineceği anonsuyla bir kıpırdanma başladı. Elif omzunda uyuyan Ri’yi uyandırmaya çalışıyordu. Anonsun ardından bizim dışımızda tüm yolculara anlamsız gelen bir anons daha yapıldı. “Mahşerin dört atlısı (koltuk numaraları tek tek söylendi), Yuki ve Gd arasındaki sorunun, yanlış anlaşılmadan kaynaklandığı Lee tarafından kesinleştirilmiştir. Açıklamalar için Lee arkadaşınıza sağlam bir sofra kurmanız gerekmektedir. Bizimle uçtuğunuz için teşekkürler”
Herkes Lee’ye bakıyor ve anlamaya çalışıyordu. Lee resmen Mahşerin dört atlısıyla da kafa bulmuştu. Kurban Dae değil biz olmuştuk. Tüm yolculara saf dörtlü imajı çizmiştik. Neyse ki iniş anonsu sonrasıydı. Uçaktan inerken hostesin gelip Lee’ye telefon numarasını verdiği de gözümüzden kaçmadı. Sonunda İzmir’e ulaşmıştık (Şehrimin hasretinden içimde isyan marşı son ses çalıyordu, Tam 35 Göz-Göz)

Yer: Havaalanı
Tarih: 14.04.2012
Saat:11:11
Bagajları beklerken ben, Selin, Dicle ve Seda kafalarımızı yerden kaldıramıyorduk. Lee ise bize bakarak Gd’ye bir şeyler fısıldıyordu. Gd’nin belli belirsiz gülümsemesini görmek güzeldi. Yuki de daha rahatlamış görünüyordu. Bizi bekleyen araca bindiğimizde günün programına ilişkin olarak fikir almam gerektiğini düşündüm.
Mine: Öğlen olmak üzere ama hala bir şey yemedik. Önce kahvaltı yapalım. Kalacağımız yer biraz uzak olduğu için eşyaları araçta bırakıp dolaşırız. Sizi Efes’e götürmeyi düşündüm ama yeterince tarihi yer gezdik. Arkeolojik alan olarak Kale ve Şehrin içindeki Agora’nın uygun olduğunu düşünüyorum. Ayrıca Çarşıyı dolaşıp Asansörde gün batımına şahit olur bir iki tek atarız :P Sonra Çeşme de ayarlanmış villaya geçeriz. Çok dolaşılacak yer var ama zaman az çingular :P
Lee: Kahvaltı süper olur. Çok acıktım ben
Tae: Hostesin sana taşıdıkları yetmedi değil mi bro?
Replikleri hepimizin biraz rahatlamasını sağladı ve eğleneceğimizin işaretini verdi. Araca binip Kordonda Rakı balık yerine sağlam bir kahvaltı seçeneğini makul buldum. Akşam yemeği için evde olmalıydık. Rakıdan sonra o kadar yol gidilmezdi. Rakıya alışık olmayan masum idollerin, midelerini boşaltma riskini hayal etmek bile ürkütücüydü.

Yer: Alsancak Kordon
Tarih: 14.04.2012
Saat:12:12
Gönül isterdi ki Kordon soldaki görsel gibi olsun ama, maalesef…
Neyse...
Lee’nin “Müdür çok açız yalnız biraz acele eder misiniz?”  sorusuna garson, masada oturan 17 kişiye bakarak, dalga geçer bir tavırla “tabii tabii, önce Siparişlerinizi alalım.” Diye cevap verdi.
Lee: yok yok sipariş alma. Kahvaltı tabağından herkese birer tane getir, ortaya da şurada yazılı olanlardan üçer tane yaptır.
Konuşmaya şahit olan diğer 16 kişi, yan masadaki yaşlı çift ve iki masa gerideki liseliler hayretle bize bakıyordu. Lee ilk dakikada kontrolü ele geçirmişti. Ben yalnızca köpeklerin duyabileceği frekansta “biraz da boyoz getirir misiniz?” diyebildim. Adam acıkmış sonuçta önünü kesmek istemedim :)
Tam olarak verilen sipariş ise; 17 kahvaltı tabağı, her birinden üçer adet olmak üzere sahanda: yumurta, sucuklu yumurta, kaşar, tulum, hellim peyniri; gözleme: patatesli, peynirli, otlu, kıymalı, karışık; boyoz, renk renk reçel, bal, zeytin, peynir; söğüş domates, salatalık, biber; zeytin yağlı salça vs. derken...
En son pastımalı yumurta servisinde Dae olaya el attı ve “bu koku beni rahatsız ediyor onu yemeyelim. Bu kadar yeterli bence değil mi Lee” dedi. Dae bunu söylerken gülümsüyordu, ancak daha çok gerilmiş gibiydi. Tae “dostum bizim bunların hepsini yememize imkan yok, formumuzu korumamız lazım, anlarsın ya” dedi. Siparişlerin yarısı masaya geldiği gibi gitse de, Herkes olabildiğince doymuş ve tur için hazırdı.
Kahvaltı sonrası, turumuza yaya olarak devam edeceğimizi ve aracın bizi Agora da bekleyeceğini söyledim. Önde ben arkada tebaam şeklinde yürümeye başladık.
“Kısaca anlatmak gerekirse; (Deniz kenarında uzanan geniş çim alanı göstererek), burası, gençliğin fink attığı alemcilerin sabahladığı alandır. Gelenek çimlerde coşmaktan geçer, birasını kapan çimlere yayılır” dedim.
Ri: Kızlı erkekli mi?
Bahar (gülerek): burası Gavur İzmir :P kız erkek fark etmez, takılırlar
Dae: Rahatlatıyor olmalı, çimlerde yuvarlanmak, eğlenmek.
Mine: Denemek istersen kimse garipsemez. İsterseniz oturalım, biraz rahatlamaya ihtiyacımız var.
Lee: yemek sonrası biraz uzanmak her zaman iyi gelir mideme :D
Mine: Baharda olduğumuz için güneş saat itibariyle sorun olmaz, ama yazın güneş çarpması garantili alandır :)
Büyük bir hevesle çimlere yayıldık. Çim alanda yatan ilk biz değildik, ama İzmir de birbirinin dizine yatarak BB yazmaya çalışan ilk grup olduğumuz kesindi. İzmir’de bu faaliyetler genellikle ya KSK (Karşıyaka spor Klubü) ya da GÖZ GÖZ (Göztepe spor Klübü) için yapılır. En büyük BB yi yazma çabası 15 dk. Kadar sürdü sanırım.
Bulmuşuz açık alanı neden coşmuyoruz hissiyle Ri şarkı söyleyip dans etmeye başladı. Dans yeteneği sürekli sorgulanan TOP, Ri’nin omzuna dokunup “hadi hyung” demesiyle aniden kalkıp ona katıldı. Ama TOP,  Ri ne yaparsa, onu yapmaya çalışıyor ve oldukça komik görünüyordu.
Tae’nin arkasından geçen Berna, takılıp tökezleyince, Tae onu düşmekten son anda kurtardı.  Berna teşekkür etmeye çalışırken, Tae’nin, Berna’yı “hadi dans edelim” diyerek çekiştirmesi Naz’ı ve diğer herkesi oldukça şaşırttı. Berna “ben şarkı sözü yazabilirim bence, hatta Gd’den daha iyi bile yazarım. Yazar olmalıyım ben aslında” diye dans edip söyleniyordu. Dae, Yuki yi kenara çekmiş bir şeyler anlatıyordu. Ama ikisi de birbirini duymuyor yalnızca içini döküyordu. Elif başını Özgenin omzuna yaslayıp “TOP çok hoş görünüyor” dediği an, Özge’nin Elif’e saldırması an meselesiydi, ama bir gariplik olduğu belliydi.  
O sırada Lee bombayı patlattı “Saranghe Oppa”

Twinkle Girls olarak hep bir ağızdan: “NEEEEE?” diye tepki verdiğimizde, Lee şaşkın bakışlarla ne yaptığınıanlamlandırmaya çalışıyordu. Ayağa kalkmak için Lee’nin omzundan destek alan Gd, şuan Lee ile el ele ve ondan aşk itirafı duyuyordu. Gd oldukça sakin bir halde “ben kızlardan daha güzelim, bakımlıyım yanılıyor muyum Lee” diye Lee’yi soru yağmuruna tutuyordu.
Dicle, Gd’yi destekliyor “zaten seni en çok ben beğeniyorum” diye Gd’nin bacağına sarılmış aynı cümleyi tekrarlıyordu. Selin panik halinde bir TOP’ye bir Gd’ye bakıyor ikisinden birini seçip koşarak uzaklaşacakmış gibi davranıyordu.
Bir anda Ri’nin şakıyan sesi gitmiş yerine, beyin hücrelerinin gelişme çağında katledilmesine neden olan o şarkı ortama hakim oldu.
Kabustan fırlamış tavırlarla, böyle saçma bir grup haline nasıl gelebildik biz?
(Duyulan kıkırdamayla) Bahar, “benim iksirlerim her zaman işe yarar demedim mi ben size” dedi. Turun daha başında, gidilecek o kadar çok yer ve girilecek insan kalabalığı varken iksirler etkisini göstermeye başlamıştı.

Yer: Bahar ve Minenin kalacağı bungalow
Tarih:13.04.2012
Saat: 20:52
Mahşerin dört atlısının konsey toplantısı bitmiş, herkes odasına dönmüş, Mine odada Baharı sorguya çekmektedir.
Mine: Hadi cadı uzatma itiraf et, elindekiler ne?
Bahar: Söylersem sürprizi kaçar.
Mine: Zaten Yuki olayına canım sıkkın, söyle kurtul. Yoksa geceyi burada benimle geçirirsin. Ri de Elife kalır. Gd elden gitti zaten kaybedecek bir şeyim yok (çok cesur arabesk bir çıkışla Baharı konuşmaya ikna etmiştim).
Bahar (zorla gülümseyerek) “Gece sahilde eğlenelim diye hazırladığım küçük bir oyun. Yeni bir karışım yaptım. Bu ilk denemem, kişiye göre etki ediyor. Karışım aynı. Yani benim yaptığım bir şey olmayacak, herkeste etki farklı olacak” dediğinde daha da meraklanmıştım.
Biraz daha açıklasan “Oyun"un bir bölümündeymişim gibi hissettim kendimi” diye ısrarlarımı sürdürdüm. “Herkesin en uç noktasında olan ne varsa ortaya dökülecek. Söylemek isteyip söyleyemedikleri, en sevdikleri, en nefret ettikleri davranışları göreceğiz. Kişilikleriyle çelişen yanlarını yani, gerçek Gd’yi görmek istemez misin?” dedi. İlginç bir deneme olacaktı yani (!)
Bahar: Yirmi şişe var herkes içtikten sonra, biz birer tane daha içeceğiz ve iksirin etkisi olmayacak. Yoksa bizim de diplere gömdüğümüz uç duygularımız fırlamasın dışarı.
Mine: Tamam. AAAA! Dur bir dakika madem bir fazladan şişe var Sedaya da söyleyelim. Bu gece Yuki nöbeti var onun. İksir etkisiyle kendini kaybetmesin.
Bahar: Tamam tamam, anlaştık. Hadi gruba katılalım eğlence başlasın.




Yer: Alsancak Kordon

Tarih: 14.04.2012

Saat:12:25
Turun daha başında gidilecek o kadar çok yer ve girilecek insan kalabalığı varken iksirler etkisini göstermeye başlamıştı. Bahar ben ve Seda 2 doz içmiştik. Bu durumda Gökçen, Özge ve Naz ‘da kendini kaybetmeliydi.
Yani Özge kaybetmeyecekti, bunu biliyordum. 2. Dozun yarısını Özgeye vermiştim. Donsengime kıyamayıp onunla paylaşmak istemiştim. Sonradan öğrendiğime göre, Bahar Naz’a Seda da Gökçen’e kıyamamıştı. Sonuç 1,5 doz iksirli altı hatun olarak sapıtan gençlere gülsek mi ağlasak mı bilemiyorduk.
Ama içten içe bir korkuda yok değildi. İksir etkisini kaybetsin diye gereken dozu almamıştık. 10 dk. Sonra herkes kendine gelmiş birbiriyle dalga geçiyordu. Ama bu durumun tekrar etmeyeceğinin garantisi yoktu. Bahar “insanlarla temastan kaçının” deyip kahkahayı patlattı. Günün zor kısmı yeni başlıyordu.

Yer: Alsancak Kıbrıs Şehitleri Caddesi
Tarih: 14.04.2012
Saat:13:13
Kıbrıs şehitleri caddesine girdiğimizde adet yerini bulsun diye bir tanıtım yaptım. Tabii insanlardan izole olarak yürümeye çalışan grubumuz bunun ne kadarını algıladı orası muallak :D
“Burası da aynı gençliğin, eski rum evlerinden bozma barlarda coştuğu yerdir.  18-19 yy da bu bölge, Frenk mahallesi olarak bilinirmiş. 1922 yılında Yunan Ordusu şehri terk ederken bu bölgeyi ateşe vermiş ve İzmir tarihindeki en büyük yangınlardan biri yaşanmış, şehrim 2/3 ü yanmıştır. Cumba örnekleri dikkat çekicidir. Bu sokaklardan biri de büyük ölçüde korunan sokaktır.
Ancak bu sokaktan belli saatten sonra geçilmemesi erkek arkadaşlar için uyarı niteliğinde, meşhur Bornova sokağıdır. Ankara da BB ye sarkan iri yarı, kaslı güzel hanım(!) vardı ya hani, Ri korkudan Baharın koluna yapışmıştı. İşte İzmir de bu sokakta genelde o tür hanımlar ikamet eder “ dediğimde, özellikle Ri’nin son cümlemden sonra adımlarının hızlandığını ve Baharla Elifin arasında temassız olarak yürümeye başladığını fark ettim :D
Cadde boyunca mağazalara bakıp, sokak satıcılarından hediyeler alındı. Dantel sokağı girişindeki çeşit çeşit şapka denendi ve 17 üyede birbirinin aynı olan şapkalarla İzmir sokaklarında dolaşmaya başladı :D
İçten içe tanıdık görmemek ve polis tarafından çevrilmemek için dua ediyordum. Bizi durduracak olan polis protestocu olduğumuzu düşünecek ama neyi protesto ettiğimizi çözemeyecekti. Kıbrıs Şehitleri Caddesi alışıktı böyle farklı, küçük grupların garip protestolarına.
İksir faaliyeti sonrası turu hızlandırmaya karar verip Kadifekale bölümünü iptal ettim. Aslında ben de ilk kez gidecektim. Ama kısmet değilmiş :P Aracımızı çağırıp, Agoraya yöneldik. Özel istek üzerine BB beni kırmayıp yolda sıkılmamamızı sağladı :) Aracın akustiği de mükemmeldi.


Yer: Agora
Tarih: 14.04.2012
Saat:15:15
Araçtan inerken yine kısa bir tanıtım yaptım :P “Şehir merkezinde yer alan bu arkeolojik alan, çevresindeki yapılaşmayla dikkat çekmektedir. Bu bölgenin yapılaşmaması, aslında Osmanlıdöneminde mezarlık olması nedeniyledir. Mezarlıkta yapılan araştırmalar sırasında arkeolojik kalıntılar bulunmuş ve kazılar sonucu günümüzdeki halini almıştır. Agora 2 ve 3 katlı olarak inşa edilmiştir. İlk kazılar 1932-1941 yılları arasında başlatılmıştır.”

Ri: Burada da garip hikayeler ve heykeller varsa ben arabada kalmak istiyorum.
Mine: Varsa da ben bilmiyorum kuzum :D Ama şöyle bir olay var ki, bu şehrin tarihi M.Ö.5000 lere dayanıyor hem Agora, hem de şehrin hemen hemen her yerinde yaşamış, ölmüş bir sürü medeniyetten insan var. Mezar olmasından korkarsan gelme. Ama burada da güvende sayılmazsın :P
Ri yine çaresiz bizimle Agorayı dolaşmıştı. Zaten kazılar devam ettiği  ve çevre yapılaşma nedeniyle alan genişletilemediği için 15 dk. da tüm alanı gezmiştik.
Agora’dan şehrin tüm manzarasına hakim olan ve gidemediğimiz, Kadife Kaleyi göstererek, gitmesek de bilinsin mantığıyla, orası hakkında da bir iki şey aktardım. “Orası da, Şehrin ikinci kurulduğu yer olarak bilinen Pagos Dağı tepesindeki Kadifekale, tüm kent manzarasına hakimdir. Şehrin kuruluşuna yönelik mite göre; Büyük İskender'in Bayraklı'daki ilk Smyrna kentini ve çevresindeki küçük yerleşimleri ele geçirdiği sırada, avlanmak için Pagos eteklerine gelmiş ve Nemesis Tapınağı önündeki pınarın başında bir çınar ağacının altında uyuyakalmış. Gördüğü rüya nedeniyle kenti buraya kurmuş. Bazı araştırmacılara göre, İskender şehri kurmamış, zaten var olan yerleşimi onarmış. Efsanelere göre kaleyle deniz kotuna yakın yerde konumlanan agora arasında bir tünel olduğu söylenmekteydi. Son dönemdeki kazılarda Kale içinde yer alan bir evin bahçesinden Agora’ya indiği düşünülen bir tünel girişi bulunmuş. İskender'in uyuduğu pınardan akan suyun yolu da tünel olarak anılırdı. Roma Dönemi su kanalları aslında tünel büyüklüğünde olurmuş. Bu su da 2500 yıl boyunca bu kanallardan kesintisiz olarak Agora'ya akmış. Sikkelerde vs. tünele ilişkin betimlemelerin yer aldığı söyleniyor”
Ayrıca İzmir’e “Gavur İzmir” denmesinin nedeni de, aynı süreçte Kalede Türklerin, deniz kenarında diğer dinlere inanan halkların yaşaması ve Türklerin deniz kenarına “Gavur İzmir” olarak hitap etmesidir. Bu bilgi BB için bir şey ifade etmese de Vipler “Gavur İzmir” söyleminin tarihsel bir dayanağı olduğunu, günümüzdeki yaşantıyla alakalı olmadığını öğrenmiş oldu. Yeniden arabaya dönüp yürüme mesafesindeki Kızlarağası Hanına giren sokak üzerinde indik ve Kemeraltı çarşısına, eğlencenin ortasına girişimizi yaptık.

Yer: Kemeraltı
Tarih: 14.04.2012
Saat:15:40

Mine: Arkeolojik alan stoklarını doldurduktan sonra insan içine çıkma vakti geldi. İnsan içine çıkalım dediysek bu gezeceğimiz alan da 16. yüzyıldaki ticaret merkezidir. Tabii günümüzde de öyle. Güzergahımız, Kemeraltı’nın en meşhur caddesi olan Anafartalar Caddesi. Cadde Kızlarağası Hanı ve Hisar Camiyle başlayıp, Kemeraltı Camisiyle son buluyor. Gerçi çarşı çok daha geniş.  Yayın içinde kalan bölüm 16. Yy da iç liman olan bölümdür. 17. Yy da dolmuş ve üzerinde yapılaşma başlamış, çarşı genişletilmiş. Ayrıca çarşı her zaman çok kalabalıktır :) Bu yüzden iksir etkisindeki arkadaşları ayrıca uyarıyorum :P

Elif: Kızlarağası Hanında beğeneceğiniz çok şey çıkacağına eminim. Turistlerin saatlerce oyalandığı etnik eşyalar ve takıların satıldığı küçük bir kapalı çarşı.


Elifin reklamına en çok Gd ilgi göstermişti. Etnik lafı üzerine Naz, Tae’ye yeni şalvar modelleri bulabileceğini söylediğinde, Naz’ın Tae’nin şalvarlarına sinir olduğunu bilen grup kendi tutamayarak gülmeye başladı. BB neye güldüğümüzü hiç anlayamayacaktı. Tae ve Naz bir dükkana girip şalvar denemeleri süresince grup tüm hanı gezebilirdi. Çifti yalnız bırakıp alışverişe devam ettik bizde.


Dae heyecanla koşup tezgahların birindeki fesi aldı ve Gökçen’e sevimlilik yapmaya başladı. Genelde kızaran Gökçen yavaş yavaş Dae’ye alışmaya başlamıştı sanki. İki yakın arkadaş gibi şakalaşıyorlardı.
 
Berna Özge ve Yuki cephesinde TOP ye kendini beğendirme çabası tavan yapmıştı. Yuki biraz geri planda kalsa da Özge, Berna’yı alt etmekte zorlanıyordu. Özge’nin tüm çekiciliği, Berna’nın sevimliliğiyle çarpışıyordu resmen. Bundan en büyük kazanç mantığını kullanan Yuki’nin oluyordu. Özge ve Berna tartışırken, Yuki söylenmesi gereken en doğru cümleyi kurup TOP’nin ilgisini çekmeyi başarıyordu. TOP orta yolu bulmak konusunda diğer üyelerden oldukça iyiydi. Oyunculuğunun etkisi olsa gerek :) Kızlara aynı şalvarın farklı renklerini hediye etmişti.
Seda,”TOP hepsine boncuk dağıtıyor :D” dediğinde Hepimiz kıkırdamaya başlamıştık. Bahar ve Elifin yanından ayrılmayan Ri sürekli aramızdaki konuşmalarımızı dinliyor, ilginç tepkiler verdiğimiz şeyleri öğrenmeye çalışıyordu.


Ri: Çok garipsiniz, boncuk dağıtmanın (ing. Çeviri üzerinden geçen bir konuşmadır) nesi komik.


Bahar “gel kuzum ben sana açıklarım” deyip Ri’yi başka bir tezgahın önüne sürükledi. Elif ise TOP’ye bakıp iç geçiriyordu. Ri’ye sen neden böyle değilsin bakışı atacakken Ri’nin çoktan Bahar tarafından ele geçirildiğini fark edip panikle yüzüklere bakan ikiliye yöneldi. Bahar Ri’yi nikahına alma konusunda ciddi adımlar atıyordu.
Maknea da TOP’den kalır değildi. Elifle Bahar’ı sürekli birbirine düşürüyor, sonra durumla eğleniyordu.




Yuki olayından sonra Gd dörtlüsü pek suskun kalmıştı. Bir şekilde Gd’ye yaklaşmaya korkuyordu. Lee sürekli Gd’nin yanında dolaşıyor, onun sıkılmasını önlemeye çalışıyordu. Tabii Bu durum Gd için pek hayırlı değildi. Deli gibi yenen kahvaltı sonrasında, çarşıya atılan ilk adımlarla Lee önce döner, sonra dondurma yemiş ve hala, her“İzmir’in meşhur bilmem nesi” diyenin peşine takılma yanlısıydı.


 
Selin “Yuki olayını kapatıp Gd’yi Lee’den kurtarmamız lazım” dediğinde Dicle araya girdi ve “Yoksa o kassız dövmeli vücut, yağlı dövmeli vücut olacak” dedi. “Hiç olmamış gibi davranıp geçiştirelim bence, zaten birkaç güne gidecekler :(“ diye ekledi Seda. Ben grupla ilgilenirken onlar Gd ve Lee’nin yanına gidip Gd’yi bir dolu gümüş takıların olduğu dükkanlarda dolaştırmaya başladı.

Elindeki sodayla yanıma gelen Lee “buralarda meşhur turşu suyu satıyorlarmış, oraya da uğrarız değil mi çingu?” diye sorduğunda söyleyecek tek kelimem yoktu. Ama çingu bir şey istemişonu kırmak olmazdı. Mecburen o kalabalığa girip o turşu suyu içilecekti.



Handan çıktığımızda ben ve Bahar hariç herkes pek mutluydu. Naz’ın yeşil ipek şalı, Özge, Yuki ve Berna’nın, mavinin tonlarında şalvarları, Elif’in minik bir takı kutusu, Seda, Selin ve Dicle’nin kenarı oyalı tülbentleri olmuştu. Bahar bir şey beğenemediği ve çift yüzüklerini keşfettiği an Elife yakalanmış ve egale edilmişti. Ben de etrafta koşuşturmaktan eli boş kalmıştım. Bu koşuşturma sırasında on altı adet minik saat kulesi heykeli almayı da ihmal etmemiştim.
Yüzü asılmış olan Bahar“şimdi nereye gidiyoruz, aslında eve gidip uyumak istiyorum ama…” diye kulağıma fısıldamış, attığım bakışla, onunla aynı hisleri paylaştığımı anlaması uzun sürmemişti.
“Şimdi özel istek üzerineİzmir’in meşhur turşu suyunu içmeye gidiyoruz” deyip grubu kaybolmasınlar diye el ele arkama takmıştım. Turşu sularını içerken, Baharla moralimiz düzelsin diye, dükkanın karşısında bulunan pet shoptaki yavru kedileri mıncıklamaya çalışıyorduk. Ri’de bize katıldı. Ama Bahar’ın moralini yükseltmeye yetmemişti, bu girişim.





Anafartalar Caddesine dönüp 
Kemeraltıturunun son noktasını Saat kulesi önünde fotoğraf çektirerek bitirmeyi planlamıştım. Ama Elif, Lee, Ri ve Gd ortada yoktu. Elif’in az çok çarşıyıbildiğini biliyordum. Saat Kulesini bulamayacak değildi ya! 15 dk. sonrasında nefes nefese bize yetiştiler.

Mutlu grup fotoğrafımızıçektirirken, herkesin elinde minyatür saat kuleleri de vardı :D hatıra fotoğrafı için de bir farklılık yaratmayı başarmıştık.






Yer: Asansör 
Tarih: 14.04.2012
Saat:18:18
Kemeraltı turu sonrası herkeste bir yorgunluk oluşmuştu. Ama yorgunluğun sebebi dolaşmak değil, iksir etki ederse gerginliğiydi. Son durak olarak, Dario Moreno Sokağında araçtan inip Asansöre yöneldik. Bu asansör bir diziye konu olmamış olabilirdi, ama İzmir için farklıiki kotu bağlamak adına yapılan ilk girişimdi. “Tanıtım yaparsak, 1921, Aydın doğumlu sanatçı Dario Moreno müzisyenlik yıllarında bu sokakta oturduğu için, sokağa onun adı verilmiş. Sanatçı,Fransa’da sahne alıp söylediği Jezabel şarkısıyla büyük başarı elde etmiş.İstanbul'da ölen Dario Moreno, İzmir'de gömülmeyi vasiyet etmiş, fakat ölümününardından İzmir'den İsrail'e yerleşmiş olan annesi Madam Roza, oğlu Dario Moreno'yu gömülmek üzere İsrail'deki Holon kenti gömütlüğüne götürmüş ve Moreno orada toprağa verilmiş.”
“Asansör için, aralarında 58m. yükseklik olan Mithatpaşa Caddesiyle, Halilrıfatpaşa Caddesi'nin arasında işleyen iki asansörü barındıran kule diyebiliriz. 1907 yılında Musevi işadamı "Nesim Levi (Bayraklıoğlu)" tarafından, birinden diğerine 155 basamakla ulaşılan iki semt arasında hızlı ve kolay ulaşım sağlama amacıyla yaptırılmış. Kule, taş olan iki bölümden sonra tuğla olarak yükselir. Yapının Halilrıfatpaşa Caddesi’ne ulaştığı yerde demir konsollar üzerinde taşınan bir balkon bulunur. Bu balkondan İzmir şehri kuşbakışıizlenebilmektedir. Asansör kulesi Marsilya’dan getirtilen tuğlalarla yapılmıştır.
Üç grup olarak yukarı çıktığımızda İzmir akşam güneşi tüm güzelliğiyle, henüz vedalaşmaya kıyamadığı şehri farklırenklere boyuyordu. Kulenin konsol kısmına gelerek İzmir’in panoramik görüntüsüne hayran kalmamak elde değildi. Grup bu zevki yaşarken, bense minik bir sürpriz peşindeydim. Tarihi asansördeki Ceneviz Meyhanesine grubumuzu veİzmir turumuzu anlatıp, çalan müziği değiştirmelerini istemiştim. Misafirperver idarecinin grubumuza Şirince Şarabı ve meyve suyu ikram etmesiyle Dario Moreno eşliğinde İzmir’i izledik.


Bu zevk sırasında Bahar ve beni yanına çağıran Naz, Ri ve Gd’nin bir şeyler çevirdiğini ama ne olduğunu bilmediğini fısıldadı. Sanırım bize hediye almadıklarına pişman olmuşlardı :P Şarapçılar ve alkole hayır (meyve suyu tim) diyenler içeceklerini bitirip, yine üç grup olarak arabamıza binmiştik. Aracın şoförü bana iki kart uzatıp birinin bahara ait olduğunu söyleyince bozulmadım değil. Hediye denenşey kart mıydı? Hem de şoförden!!!


Kartı okumadan Bahara sinyal verdim :/ herkes arabada bizi bekliyordu. Kartlarıokuduğumuzda, arabaya binmek için bacaklarımda derman kalmadığına ve Bahar’ın da benden farksız olduğuna eminim. Türk Go Mi Namlar şeklindeydik. Kartlarda şunlar yazıyordu;

“o yavru kedinin verdiği mutluluk hep sürsün-Jiyong”



“Nuna biz gidince benim sırnaşmalarımıözleme diye, sana onu bırakacağım-Rikuzusu”


Kedi hasretimi sona erdiren kişiye mi, yoksa minik bir kedim olacağına mı sevinsem bilemedim açıkçası. Lee’nin aracın camından sarkıp “HADİİİİ DAHA EVDE YEMEK HAZIRLANACAK ACIKTIMMM!” diye seslenmesine bile şaşırmamıştım. Halbuki tüm gün tıkınmıştı.

Yer: Çeşme
Tarih: 14.04.2012
Saat:21:21
Kiralık havuzlu villa fikri kesinlikle beni tatmin etti ama diğerlerini bilemiyorum tabi. Herkes eşyalarını odalara bırakmış, alt katta yemek için koşuşturuyordu. Balıklar mangala atılmış,hızlıca mezeler yapılmış, masa kurulmuş, sohbet başlamıştı. Lee BB’yi etrafına toplamış bir şeyler anlatıp duruyordu.

Ri: Dediğin kadar varmış Lee bir sürü güzel kız gördüm burada, ama neden bana bakmadılar, oysa ki her yerde dikkat çekerim ben :/

Lee: O da buradaki kızların kusuru :D hemen yüz vermezler.
Muhabbeti duyan Elif hemen müdahale etti.“Canım benim İzmir kızları işte denizi gibidir, güven olmaz, Manisa’nın kızlarıöyle mi ya?”
Eliften gözünü ayırmayan Bahar olaya karışacaktı ki TOP noktayı koydu “Makneaaa! Saçmalama, yanımızda bunca güzel bayan var sen başkalarından bahsediyorsun” TOP fısıldasa duyma yetisine sahip üçlü o sırada erimiş havuz suyuna karışmak üzereydi.

Selin Gd’yi kolundan tutup “sana bir şey dinletmek istiyorum” diye kulaklığı çocuğun kulağına çıkaramamacasına sokmaya uğraşıyordu. Seda Dicle ve benim içecek servisi yapmamızı fırsat bilmişti hain atlı!
İksir pek etki etmedi bugünü atlattık diye rahatlamış, artık kedim var diye mutluydum. Selin’e kızacak psikolojide değildim. Ama duruma fazla dayanamayan Seda ve Dicle bardakları bırakıp, havuz kenarında oturan Selin ve Gd’ye eklendi.
Dae ve Gökçen yardımıma koştu. Tae ve Naz uzun süredir görünmemişti aslında :D üst katta hala şalvarları deniyor olamazlardı herhalde :P Aklımdan +18 düşünceler geçerken…

Tae’nin (fondaki şarkı eşliğinde) sinirden patlamak üzere hızla yanımdan geçişini izledim. Hışımla Ri’yi yakasından kavradı ve tam bir yumruk geçireceği sırada karşılıklı gülmeye başladılar. Herkes sok olmuştu ki Bahar aydınlattı “YAN ETKİ BUNLAR, bir şey olmaz :D”
Nazdan öğrendiğimize göre Ri, Tae’ye mesaj atmış. Oda balkonda otururlarken(!) sinirlenip aşağı koşmuş. Olay neydi neden oldu anlamamıştık. Çok kurcalamayalım deyip yemeğe geçtik. Her şey normal seyrindeydi. Masayı toplarken, Elif tüm kızlara konuşmamız gerektiğini fısıldıyor ve Mutfağa çağırıyordu.


Yer: Çeşme-Mutfak
Tarih: 14.04.2012
Saat:23:23
Tüm kızlar bir bahaneyle içeri kaçıp, erkekleri havuz başında bırakmıştık. Zaten meze ve rakı eşliğinde muhabbetlerine devam ediyorlardı. 
Elif “bir şey söyleyeceğim ama kızmak yok“ diye söze başladı. Ortamın havası aniden gerilmeye başlamıştı. “BB bana yazıyor” dedi. İlk tepki sessizlik oldu. Ama Dicle, Yuki ve Berna’nın tepkisi daha farklıydı. Şaşırmak değil de daha çok sinirli gibiydiler. “Hatta Lee’de yazıyor” diye ekledi Elif.
Bu hiçbirimize inandırıcı gelmemişti. Yine kızgın görünen Selin, Dicle, Yuki, Berna dışında. Sonunda dayanamayıp onlarda aynı durumla karşılaştıklarını ama şaka yapıyor olabilecekleri için bozuntuya vermediklerini söylediklerinde, ortam alevlenmişti.


Özge “NASIL YAA NASIL BENİM TOPim NASIL YAA?...” diye uzayan replikler kuruyor Seda “SİZİ HİİİİİÇ SEVMEDİM ZATEN, tutmayın beni yeaaaa…” diye Elif, Selin, Yuki, Dicle ve Berna’ya saldırmaya çalışıyordu. Naz tüm mantıklı tavrını bir kenara atmış “kaç gündür o yakınlaşma çabaları neydi” diye söyleniyor, ağlamamak için zor dayanıyordu. Ama Gökçen çoktan ağlamaya başlamıştı, “Dae yapmaz” diyordu da buna kendini inandıramıyordu. 
Selin kendinden oldukça emin bir ses tonuyla “şansınıza küseceksiniz kızlar, az önce Tae ve Ri benim için kapışıyordu, Ri ‘nin bana gönderdiği mesajı diğer üyelere gönderdim, değerimi anlasınlar diye” dediği an asıl şok yaşanmıştı. Selin’in içinden çıkan kötü karakter kimdi ferhunde miydi, fatmagül’ün yengesi miydi? Aynı saçları tekrar kavramamak için kendimi zor tutuyordum. Bahar devreye girdi.
Bahar: Kızlar şuan size ne söylesem boş, yan etkinin bu kadar kuvvetli olacağını düşünmüyordum. Ama olay düşü-
Baharın sözlerini dışarıdan gelen patırtı kesti. Hepimiz dışarı koşup ne olduğunu anlamaya çalışıyorduk. Önce tartışıyorlar sonra bakışıp gülmeye başlıyorlardı. Elin ülkesindeki idolleri iki damla okunmuş suyla ne hale getirmiştik!!!
Elif Tae’ye; Selin Ri’ye; Yuki Dae’ye; Dicle TOP’ye; Berna Gd’ye koşup “oppa dur ne yapıyorsun, oppaaaaaa…” dediğinde Lee dönüp tek tek tüm üyelere “Oppaa Saranghe, oppacı gençlik işte” diye dalga geçiyor, bir Dicleyi, bir Bernayı çekiştiriyor, kızları yapıştıkları oppadan kurtaramadıkçe diğer seçeneği olan Yuki, Elif ve Selin’i deniyordu. 
Olanları hayretle izleyen Seda, Özge, Naz, Gökçen ve ben Bahardan bir açıklama bekliyorduk. Yani ben öyle düşünüyordum. Ama durum tam da öyle değildi. Seda ve Özge senin yüzünden BB’den aşk mesajları alamadık diye Bahar’ı suçlarken Naz “ben onu istiyorum geri ver Tae’mi bana” diye söyleniyordu.

Bahar “bir dakika susun! Düşünmeme izin verin düzelteceğim bu olanları” diye çemkirdi. Bense kollarımda ağlayan Gökçen’i “canım bilinçsiz bilinçsiz o” diye telkin etmeye uğraşıyordum. Ama Bernaya sarılmış Gd’yi görmemek içinde yüzümü o tarafa çevirmiyordum. 
Bahar hızla yanlarına gidip, Lee’yi kolundan tutuğu gibi havuza fırlattı. Neye uğradığını şaşıran Lee sudan başını kaldırıp, “Sen ne yaptığını sanıyorsun!” diye çıkıştı. Bahar en sakin haliyle “söyle hangi oppayı seviyorsun, ya da hangi kıza yazıyorsun?” diye sordu. Lee anlamsız anlamsız Bahara baktı ve ne dalga mı geçiyorsunuz deyip gülmeye başladı.  
Seda ve Özge “İŞE YARADI” deyip Gd ve TOP’i kurtarmaya (!) koştu. Birkaç saniye içinde Havuzun dışında yalnızca 1,5 doz iksire maruz kalan biz vardık. 

Havuzdan çıkanlar olanları hatırlamıyor ve hatta inanmıyordu. Neyse ki mesajlar kuvvetli bir kanıttı. Başta utanacaklarını düşünmüştüm ama öyle olmadı. Sanırım biz o evreyi aşmıştık. Olanlarla dalga geçip eğleniyorduk.

Gd'nin “burada geçirecek çok zamanımız kalmadı, bu biraz üzücü geliyor, dün akşam olduğu gibi birlikte terasta uyumamızın sakıncası olur mu?” demesi, hepimizi mutlu etmişti. Turun sonuna yaklaştıkça bir hüzün oluşuyordu ve daha fazla anı biriktirme isteği doğuyordu. Bu gece de onlardan biri olmalıydı. Terasın ahşap güneşlenme alanına doluşan ekip saçma şeylerden bahsedip gülüyordu. Ama bahsedilen şeylerin hemen hepsi ortak anılardı. Mersindeki amca ve Dae, Diclenin akrabalarındaki kahvaltı, mesir macunu, iksirler vs. vs.


Yer: Çeşme-Mutfak
Tarih: 15.04.2012
Saat:07:07

Terasta Mine, Bahar, Seda, Özge, Gökçen ve Naz istiflenmiş halde yatmaktadır.

Uyurla uyanık arası Lee ile Yuki’nin konuşmalarını mı duyuyordum, yoksa rüya mı görüyordum emin olamadım.

Lee: Bu yaptıkları çok fazla oldu, bu halde bırakıp gidelim.
Yuki: Saçmalama, kendilerinde değillerdi.
Lee: İçlerinde neler saklıymış aslında cık cık cık! Hem beni bırakmaya kalktınız ki ben yalnızca şaka yapmıştım. Bunlar çıldırmış, havuza atmak bile çare olmadı. Ancak bağlayarak BB’nin güvenliğini sağladık. Bırakalım burada işte
Yuki: Sen beni dinlemiyorsun bile, geçici bir şey sonuçta!

Kim neyi nerede bırakıyor diye anlamaya çalışırken, kıpırdayamadığımı fark ettim. Kesin rüyaydı bu. Karabasan bu muydu, ya da dışarıda uyuyup tutulmuş muydum, yok yok bu genç yaşımda felç mi indi yoksa?

Gözlerimi araladığımda sağımda Bahar, Solumda Özge bağlı bir halde yatıyordu. Sardalye kutusundaki balıklar gibiydik.

Mine: Neler oluyor burada?



Çığlığıma sardalye çingularımda uyanmış durumu çözmeye çalışıyordu. “Ne yaptınız bize?” diye yırtınan Özgeye Seda tam gaz destek veriyordu. Gökçen şaşırmış, Naz ayılamamıştı. Bahar “Olamaz, o kadar kötü mü oldu etkisi?” dedi ve iksir yüzünden bu halde olduğumuz hepimize dank etti. Yuki yanımıza gelerek “sonunda uyandınız yani?” dedi.


Bahar: Hemen çözün bizi!
Yuki: Naz ve Gökçen sizden hiç beklemezdim!
Seda: Bizden beklediklerini yaptıysak neden bağlıyız? ÇÖZ BİZİ!!
Yuki: Hatırlamıyorsunuz yani? Hatırlamasanız da utanmanız lazım, o kadarını söyleyeyim.
Gökçen: Unni ben utanıyorum beni çözer misin?
Naz: Ne oldu bize?
Yuki:

Gerçekten de ne oldu bize, anlat bakalım Yuki…

Hikayenin 10. Bölümü bu şekilde gelişti, geri kalanını Yuki’nin hayal gücüne bırakıyorum. Umarım sıkılmamışsınızdır :)







Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...